ALDIRMA ŞENOL ALDIRMA!

Nihat Genç yazdı...
Haberin yayılanma tarihi:01 Mayıs 2018, Salı

Unutmayın Trabzonspor şampiyonluklarından daha çok ikinci olmuş ve ikinciliklerini hazmedebilmiş bir takımın adıdır. Unutmayın, Trabzonspor, alt ligden çıkan ve bir daha düşmeyen tek takımın adıdır.

Yıllardır cahil cühelanın elinde rezil olan Trabzonspor'un başına nihayet 'yerli topçularla' yolumuza devam edeceğiz diyen aklı başında bir başkan geçmiştir. Devasa borçları ne yapar bilinmez ama her maça en az altı yedi yerli oyuncuyla çıkacağız yani bugünkü sayıyı ikiye çıkaracağız demeci Trabzonspor'da yepyeni bir dönemin önünü açmıştır, heyecanla bekliyoruz.

Unutmayın, Fener-Trabzon husumetini başlatan Ali Şen'in meşhur “güvenliğimiz yok üçüncü ordunun Trabzon'a getirilmesini istiyoruz” sözleri başlatmıştır.

Yazımızın konusu da bu yüzden: Retorik nedir ve retoriğin Türk futbolunun başına açtığı felaketlerdir.

Unutmayın, Şenol Güneş sadece Trabzon Stadı'nın adı ve Beşiktaş antrenörü değildir, çoktandır efendiliği çalışkanlığı disiplini öz güveni nezaketi ve futbol başarılarıyla iftihar edilen büyük bir futbol adamının ismidir.

İLK TRANSFERİNİ YAZLIK AYAKKABI KARŞILIĞINDA YAPTI

Şenol Güneş, adı Türkiye Futbol Ligi olmasına rağmen ilk yirmi yılı üç büyük şehirde oynanan, ve hatta Feriköy, Vefa, Yeşildirek, Beykoz, İstanbulspor gibi mahalle maçlarıyla şampiyonluklar kazanılan bir dönemi sona erdiren mucizevi bir başarı hikayesinin en büyük kahramanlarındandır.

Yani, Türkiye Futbol Ligi semt futbolundan Türkiye Ligi'ne Trabzonspor sayesinde çıkmıştır.

Şenol Güneş, 2 yaşından beri futbolun içindedir, 15 yaşında Sotka mahallesinden Erdoğduspor'a ilk resmi transferini Erdoğdu takımının meşhur hocası Beykoz ağbiyle önceki adı 'Eski Saha' yeni adı Yavuz Selim Stadı'nın şimdi tribün olan yerde yaptı.

Transfer görüşmesinde Şenol Güneş'in koltuğunun altında gazete kağıdını sarılmış hem tabanları hem kumaşı paramparça yırtılmış çok eski bir spor ayakkabısı vardı.

Ayak üstü üç beş cümle ne konuştularsa Şenol Güneş gazete kağıdına sarılmış yırtılmış ayakkabısını çıkarıp Beykoz ağbiye gösterdi: 'ayakkabım yok ağbi'.

Beykoz ağbi: 'Yarın kulübe gel sana bir ayakkabı verelim...' İlk transferini işte bu yazlık ayakkabı karşılığında yaptı.

Bu ilk transferin ilgi çeken diğer yanı, bu transfere üçüncü kişi olarak ünlü yazar Nihat Genç'in de yanlarında bu yazlık ayakkabı karşılığı transferine şahit olmasıdır.

AYNI TOPA BİR DAHA ATLAMA ZAMANIM GELDİ

Eskiden top toplayıcıların adı 'ikibuçukluk' idi, o yıllarda, top toplayıcılara oldukça irice parlak madeni para ikibuçuk lira verilirdi, bu yüzden.

Artık 'ağbi' diyebilirim, Şenol ağbinin arkasında ikibuçukluk yaptığım çok olmuştur, Şenol ağbinin uçup kurtaramadığı toplara arkasından bir de ben uçardım.

Şöyle bir manzara çıkardı ortaya, iki kişi (biri önde kaleci arkada ikibuçukluk) arka arkaya aynı topa atlıyor. 

Aradan 50 yıla yakın zaman geçti, kader işte, aynı topa bir daha atlama zamanım geldi, işte konuya giriş yaptığım bu anlatım tarzı da bir 'retoriktir'.

Şenol Güneş'in başarıları efendiliği bir yana en önemli karakter özelliği 'acılarını ağrılarını' söyleyemeyen söylemeyen ve acılarını hiç abartmayan bir futbol adamıdır.

Koruduğu kalede yirmi uzun yıl bel ağrıları çekmiş gıkını çıkartmamıştır naz yapmamıştır ağrım var dememiştir, geçelim, topa yatıp süreden çaldığı vakit geçirdiği topu oyaladığı hiç görülmemiştir.

Şenol Güneş yabancı dille 'fair play' Türkçesi 'harbi futbol' denilen kıran kırana rekabet içinde bir futbol kültürü ortamında yetişti.

Elli yıllık futbol hayatında içten pazarlık gizli pazarlık şike gibi futbol dışı bir dedikoduda adı hiç geçmemiştir.

Mahallemizin yoksul ve soylu çocuklarıdır, kendi dar imkanlarıyla okumuş çalışmış öğrenmiş, ülkesini ve kendisini en yüksek başarılarına çıkartmışlardır.

Hayatında hiç bir partiyle sağla solla adı anılmamıştır, ve genç Şenol Güneş futbolun yanında Cumhuriyet Türkiyesi'nin idealist ve genç öğretmeni olmuştur. Öğretmenlik 'değer' katmak demektir, Şenol Güneş gittiği takımları şampiyon yapsın yapmasın her futbolcusuna bir sezon içinde beş-on milyon dolar değer katmıştır.

Şenol Güneş özentiyi hiç sevmez, futbol içinde dolaşıp duran bir mutlu ışıktır. Miskinliği tembelliği hiç sevmez. Eldekileri değerlendirmek konusunda gerçek bir futbol üstadıdır, çünkü futbolcu harcadığı hiç görülmemiştir. Bu anlayışıyla futbolcuları kendisine coşkuyla bir güven tesis eder, ve bu güven ortamıyla muazzam bir 'sinerji' ve takımına ve kendine karşı 'hayranlık' yaratır.

Şenol Güneş sessizdir, ağrılarını acılarını kimseye anlatmaz, her şey içinde heykel gibi gizli kalır.

İşte bunu kimseye anlatamadık Şenol Güneş acısını ağrısını söylemez, bakınız, Trabzon-Fener arasında sert kavgaların cangılında taraftarların kulüplerin birbirine girdiği korkunç yıllar geçti, ağzını açıp tek kelime etmedi.

Tek kelime etmediği için Trabzonspor taraftarı dahi Şenol Güneş'in bu sessizliğine karşı ayaklandı.

Dişini sıktı içine attı ve ortaya konuştu ve 'sahadaki futbolun sınırları dışına' hiç çıkmadı, sahadaki futbolla tribündeki kavga arasına sessizliğini koyarak yani ateşli taraflarla sahadaki futbol arasına buz gibi bir duvar koydu, yani içimizde en çok Trabzonlu Şenol Güneş olduğu halde kavgaya laf söz hiç taşımadı.

ŞENOL GÜNEŞ'İN YERE YIĞILMASI BİZİM YIKILMAMIZ DEMEKTİR

Geçen hafta, Fener-Beşiktaş kupa maçında Şenol Güneş'in kafasına bir cisim geldi ve yere yığıldı. Şenol Güneş'in yere yığılması bizim yıkılmamız demektir, bu ağır sahneden manen yara almamak mümkün değildir.

Hayatında kimseye eğilmemiş ve Türkiye milli takımını dünya üçüncüsü yapmış bir insanın 'yere yığılması' şüphesiz Şenol Güneş'in yere düşmesi değil Türk Futbolu'nun yere yığılmasıdır.

Yüzlerce kameranın zum yaptığı seyrek saçlı kafası yarılıp yere yığıldıktan sonra Şenol Güneş'in tek yaptığı açıklama şu oldu: 'Suç hepimizindir'.

Yani hiç bir kulüp ve taraftar suçlaması iması yapmadı. (60'lı yılların Cevat Fehmi Başkurt'un 'Paydos' piyesi geldi aklıma, Sadri Alışık da sinemada oynamıştı, talebeleri öğretmenlerinin koltuğuna hınzırca ve acımasızca tahtaya çakılı çivi koyar, bir öğretmen olarak bu kadar utanç düşürücü duruma düşürüldüğü için öğretmenlikten atılır, ve Murtaza öğretmen suçu yine de talebelerinde değil kendinde bulur ve kendisini hep öğrencilerine ders verir hayaller içinde bulur...)

Ve Aziz Yıldırım kalkıp 'tiyatro yapıyor' dedi.

Aziz Yıldırım şüphesiz Fenerbahçe adına başarıları olan büyük bir futbol adamıdır, çok haksız soruşturmalar yaşamıştır yıllarca itham iftira türbülansının ortasında yapayalnız kalmıştır.

Ancak, ne olursa olsun 'tiyatro yapıyor' gibi bu akıl dışı suçlamalarının arkasındaki nefret anlaşılır bir nefret değildir ve hiç de esrarengiz ya da doğaçlama bir nefret değildir.

AZİZ YILDIRIM HAKLI ÖFKESİNİ SAVAŞKAN KARAKTERİNDEN ÖTÜRÜ BULAŞICI BİR ÖFKEYE DÖNÜŞTÜRÜYOR

Aziz Yıldırım'ın çok özel travmatik duygusal halini bir kenara koyalım, bu ülkede herhangi bir insanın hep sessiz ve hep alttan alan Şenol Güneş gibi bir adama iftira atabilmesi için, gözünü kan bürümüş olmalı.

Aziz Yıldırım, suçlamalarının ara cümlelerinde kan dondurucu laflar da etti, şöyle: 'bizim maçlara hep bordo mavi takım ve kravat takarak çıkıyor...'

Kupa maçı Beşiktaş-Fener arasında oynanıyor ama Aziz Yıldırım lafı bordo maviye ve Trabzonspor'a getiriyor.

Şunları rahatlıkla söyleyebiliriz, Aziz Yıldırım aşırı kızgın, birikmiş bir iç patlama ve dilinin ucunda her an Fener'i ve Türk futbolunu uçurumdan düşürecek laflar...

Bu ne hal, bu bir savaş hali!

Aziz Yıldırım Trabzonspor'dan 'iyileşmesi mümkün olmayan' bir ölüm yarası almış olmalı.

Derine işlemiş bir yara.

Taraftarları kulüpleri zehirleyen bir yara tribünleri ateşleyen bir yara.

Bu yaranın ne olduğunu tahmin edebiliyoruz, ama bu birikmiş yaranın en büyükçe bölümü: 'Şenol Güneş'ten cevap alamama yarası'

Şenol Güneş Trabzonspor'da iken ve sonra Beşiktaş'ta iken her ikisinde de rakiplerin gözü kan bürümüş ağır laflarına 'hiç cevap vermedi'.

Çünkü Şenol Güneş duygularını ve becerilerini atışmaya kavgaya ateşlemeye değil sahaya ve futbola odaklandıran bir adam.

Karşılığını da alıyor, işte Avrupa kupalarında aylarca tek yenilgi görmeden Türkiye'ye nice sevinçler yaşattı, yani, Bayer maçında oyundan atılan oyuncusu gibi şanssızlıklar yaşamayıp bir adım daha öteye gidebilseydi bugün kendisine rahatlıkla 'deha' diyebilecektik.

Fenerbahçe'ye operasyonlar çekildi, yetmedi, Fenerbahçe otobüsü kurşunlandı ve ama bugün faillerini hepimiz biliyoruz, işte failler kaçak FETÖ’cü savcılar. Cumhurbaşkanını dahi 'aldatabilen' bu savcılar kimleri nicelerini kumpaslarına ortak ettiler.

Failler ortaya çıktığına göre, biz mağdurlar, hepimiz bu toprağın çocukları birer erdemli yurttaşlar olarak intikam baltalarını artık yere indirmeliyiz ve boş bir nefretle birbirimizi suçlamamalıyız ya da hukuk'a mahkemelere bırakmalıyız, ama değil.

Aziz Yıldırım haklı öfkesini savaşkan karakterinden ötürü bulaşıcı bir öfkeye dönüştürüyor, Fener ne zaman yenilse Aziz Yıldırım bu bulaşıcı öfkesini ortalığa salıyor, işte, Fener-Beşiktaş maçı oynanıyor Aziz Yıldırım kalkıp ne alaka, sahiden ne alaka, bordo-maviyi suçluyor.

İYİ CUMHURİYET ÖĞRETMENİ

Nedir bordo-mavi?

Bordo-mavi Apo'nun PKK'nın bayrağı mı bu kadar nefret ediyorsun.

Ağızlarının içine bakan milyonlarca ateşli taraftarlar olduğu için, futbol adamları için 'centilmen' olmak bir 'tercih' bir karakter meselesi değil, centilmen olmak futbol adamlığı için bir 'zorunluluktur'.

Futbol adamlarının maç heyecanlarıyla ya da yendim-yenildim'in sıcak panikleriyle şeytani sarhoşvari çılgınca açıklama yapma hakkı hiç yoktur, galip gelemediğin stadın tribünlerine benzin dökme hakkınız yoktur.

Futbolcular ve taraftarlar ne kadar heyecanlı terli sıcak ise Futbol adamları tam tersine çok soğuk ve maç sonrası duygularını gizleyen insanlar olmalıdır.

Ölçülülük sükunet futbol adamı için her şey'dir.

Tam tersine futbol adamlarımız sayesinde maç sonraları 'kurban alma kurban kesme' törenlerine dönüşüyor.

Sonucu hazmediklerini gösteriyorlar, sonucu kişileştiriyorlar, kirletme lekeleme iftira manşetlerde, yeni bir savaş başlatıyor.

Aziz Yıldırım'ın öfke nöbetlerini durdurabilecek bir yasa bir ahlak bir toplum zihniyeti bir kamuoyu, yok.

Ya da rüzgar şapkasını uçursa Trabzonspor'dan bilecek bu kadar hassas insanların hala kulüp başkanlığı yapması belki de Türk Siyasetinin yaşadığı ağır yorgunluğun futboldaki bir karşılığı.

Aziz Yıldırım'da takımına karşı heyecan coşku tutku inanç her şey dolu dizgin var ama çok önemli bir malzeme eksikliği var.

Retorik!

Şenol Güneş'le aklınca dalgasını geçerken Şenol Güneş'e yakıştırılan filozof felsefeci tabirlerine gönderme yapıyor.

Şenol Güneş şüphesiz felsefeci ve filozof hiç değil, bu ona yakıştırılan bir şey, ancak, kendisi sadece bir öğretmen, ama iyi bir cumhuriyet öğretmeni, burada biraz duralım.

BİR FETÖ KUMPASINDA MAĞDUR OLUP YİNE DE…

Felsefe nedir ve ne zaman hangi ihtiyaçtan doğmuştur?

Atina şehir devleti diğerlerine benzemeyen yeni bir 'idari' yapı kurdu, aristokratlar soylular zenginler bir şekilde tarih içinde elendi ya da tasfiye edildi ve 'yurttaşlık'la halk birbirine eşitlendi.

Bu tarihte bir ilk idi ve bugün demokrasinin kökenlerini ve kurumlarını bu yeni idare sisteme borçluyuz, şöyle:

Aristokratlar soylular burjuvalar elenip yurttaşlar halk meclisleri kurdu ve bu meclisler de bugünkü mahkemelerin kökü olan jüriyi inşa ettiler, oysa hiç biri hukukçu ya da avukat değildi, avukatlık hakimlik daha sonra Roma'da ortaya çıkacaktır.

İşte bu mecliste bulunan yurttaşlar ve jürilerde bulunan karar veren yurttaşlarda, konuşma, laf alma, tartışma, ikna etme gibi, özellikler-meziyetler-yetenekler gündeme geldi.

Bu konuşma yeteneklerine bizler topluca 'retorik' diyoruz.

Retorik, kısaca öz ve ikna edici söz sanatı, konuşma demek.

Felsefe, işte, önce yurttaşların bu 'retorik' ihtiyacından ortaya çıktı. Bir çok retorik öğretmeni peydah oldu. Yurttaşlara güzel konuşma etkili konuşma dersleri vermeye başladı.

Ve zamanla bu dersler bir genel eğitim 'yurttaş eğitimi' şeklini ve aldı. Ve zamanla büyük felsefeciler ve felsefe okulları işte bu ihtiyaçlar sonrası gelişerek ortaya çıktı.

Özetle, retorik, haklıyken haksız çıkmamak, davasını meclis ve jüri içinde iyi ve akıllıca savunmak.

İntikam ve öfke duygularını kişileştirmeyip 'hukuki' alana taşımak, toplumda kargaşa iç çatışma yaratmadan meclis içinde seçilmiş jürilerle halkı ikna edip davaları husumete intikama kan davasına dönüştürmeden sonuçlandırmak.

Rakiplerini ve jüriyi, erdem gibi yurttaşlık gibi ortak değerler karşısında ikna edebilmek, sanatı.

Retorik bu yüzden gerekli, evet, bir FETÖ kumpasında mağdur olup yine de öfke saçıp çirkin haksız bir yere düşüyorsanız, retorik eğitimine sizin de ihtiyacınız var demektir.

Felsefe bu yüzden gerekli, hem spor adamısınız hem taraftarlarınıza öfke aşılıyor çatışmacı intikamcı bir dil kullanıyorsanız, sizde de bir uyumsuzluk var demektir, kesinlikle bir felsefe (retorik) eğitimine ihtiyacınız var demektir.

Köpürerek delirerek iftira atarak üste çıkmaya çok bağırarak haklı çıkmaya sövüp sayarak sahadaki sonucu etkilemeye çalışıyorsunuz, sizin de felsefeye ihtiyacınız var demektir.

Bu yüzden felsefenin ilk tartıştığı konu. Güzellik ve Erdem'dir.

FETÖ'NÜN YIKAMADIĞI FENERBAHÇE'Yİ BU AĞIR SÖZLERLE PARÇALAYIP YIKAN KİM

Güzellik ve Erdem'e ulaşabilmek için de us'a vurma-akıl yürütmeye ve bu aklı da mantık içinde yürütmeye ihtiyacımız var.

Fener-Beşiktaş kavgayla biten bir maç yapıyor ve Aziz Yıldırım mahkemeyi Bordo-Mavi suçlamasıyla açıyor, işte 'mantık' bu yüzden lazım.

Fenerbahçe şüphesiz büyük bir kulüp ama Trabzon da büyük bir futbol şehridir, bugün Türk futboluna en çok futbolcu veren şehirdir ve ligin her takımında sırt numarası 61 olan futbolcu istisnasız vardır.

Rakipleriniz sizin başarılarınıza üç saygı duyuyorsa siz de rakiplerinizin hiç değilse bir başarısından gocunmadan bahsetmeniz, centilmenlik ve erdemli olmanın yani akıl ve mantıkla işe başlamanın ilk dersidir.

Korkusuz olduğunuzu taraftarlarınıza göstermek için 'saygısız' olmanız gerekmez. Cesaretinizi göstermek için delirme nöbetlerine ihtiyacınız yoktur, bakın bunlar hep 'retorik' bilgisidir.

Kısaca altın oran güzellik bilgisi kozmetikte simde allıkta değil, söz davranış ve bilinçtedir. 

Siz bağırıp küfrettikçe Şenol Güneş ürkmüyor, size cevap vermeyerek zavallı da olmuyor , sizin gibi öfkelenip ağzını da bozmuyor, ne diyor:

'Söylenecek laf yok!'

Bu ağır iftira ve küfürleriniz karşısında Aziz Yıldırım Bey, verilecek her cevabın düşmanlığı artırdığı, ilk çağlardan beri insanlığı eğlendiren spor müsabaka kültürünü mahvettiği bu ortamda, aklı başında centilmen bilge öğretmen insanların söyleyebileceği tek laf budur:

Söylenecek Laf Yok.

FETÖ'nün yıkamadığı Fenerbahçe'yi bu ağır sözlerle parçalayıp yıkan kim, FETÖ'nün yıkamadığı Türk Futbolunu bu ağır sözlerle çamura çirkefe bulaştıran kimler?

Demirörenler kim Aziz Yıldırımlar kim?

Ve müsabaka ve spor kültürü, kimlerin elinde!

Müsabaka ve spor kültürü nedir mesela?

Siz Aziz Yıldırım, mesela Aziz Yıldırım adı verilen bir statta başka bir takımın futbolcusu ya da başkanı olarak Fenerbahçe'yi yenebilir misiniz?

Ama Şenol Güneş kendi adı verilmiş statta otuz yılını verdiği Trabzonspor'u yenebiliyor?

Müsabaka kültürü budur!

Mesela Aziz Bey, siz bağırıp çağırıp delilenerek Trabzonspor'a saha dışında diz çöktürebilir misiniz?

Asla, üçüncü orduyu dahi getirseniz pes ettiremezsiniz!

Odatv

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

1 + 1 = ?

 




En Son Haberler
AnketTümü
Yeni Sitemizi Beğendiniz mi?
 
haber yazılımı: buki